Evet sizinde bildiğiniz gibi yarın 23 Nisan kimi kesime sadece çocuk bayramı gibi görünse de aslında çocuk bayramı sadece o günün anısına çocuklara verilen bir armağan ( dünyanın hiç bir yerinde böyle bir bayram olmadığını da belirtmek isterim ) ama asıl önemi ilk parlamentonun kurulmasıdır. 23 Nisan 1920 günü parlamentoda yapılan ilk konuşmayı aktarmak istiyorum ( Parlamentonun en yaşlısı olan Sinop milletvekili Şerif Bey başkanlık kürsüsüne çıkar ve) :
"Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum. "
Tabi salonda büyük bir alkış kopar ama bu alkış tam bir bütünlüğün temsilcisi midir? Tabi ki hayır, padişah yanlısı vekiller yokmudur ? Olmaz mı efendim aradan yaklaşık 85 yıl geçti hala var!... Ama nedense o gün bu insanlar içlerinden konuşmayı tercih etmişlerdi. Ama ileride emin olun içlerinde kalan her şeyi kusmaya başlayacaklardı ve başladılar..
Türkiye akıl almaz bir biçimde bazı karanlık ellere ( AB sinden tut ABD sine )kendini teslim ederek yoluna güvenlir bir biçimde devam ettiğini sanıyor ama bana kalırsa büyük bir yanılgı içerisinde .
Devletimiz sağolsun(!) her türlü kademeye büyük küçük demeden kendi zihiyetini oturtuyor kendi zihniyetinden olmayanı afaroz ediyor. Gerçi şu anda devletimizi küçültme adı altında o kadar çok yerimiz satıldı ki pek de fazla kademeye hükmetmiş sayılmazlar!...( Örn ; Türk Telekom, kar eden şirketlerimizden biriyken nedense ciklet parası diye tabir edilebilecek bir meblaya peşkeş çekildi. )
Sonunda işler öyle ilerledi ki oturulmadık ele geçirilmedik bir tek koltuk kaldı , evet Çankaya ... Bana kalırsa r.t.e nın oraya çıkıp çıkmaması hiçbir şeyi değiştirmeyecek çünkü onun silah arkadaşlarından biri mutlaka o koltuğa oturacak.Sonuç olarak bizim medyamız yine aslanın yanında olacak , yine milyonları binlere çevirip orta sayfalarında eritmeye çalışacak.Ama unutmayalım ki bir gün devran döner, feleğin tekerine çomak sokulur....
Bugün gazetede okuduğum bir yazı çok hoşuma gitti Güngör Uras'ın kaleme aldığı yazıda Pulitzer'in bir kaç cümlesine yer verilmiş:
"Bir ülke basını ile birlikte yükselir veya batar. İyi basın, iyi ülke demektir. Başarılı basın, 'doğruyu' anlayacak yetenek ve zekâya 'doğruyu' yazacak güce sahip olan basındır. Böyle basın toplumsal değerleri ve fazileti koruyabilir.
Toplumsal değerlere önem vermeyen hükümetler ve yöneticiler sahteci, ahlaksız, soyguncu bir ortamın yaygınlaşmasına neden olur. Maddi değerler ve güç karşısında eğilen, demagojiye kapı açan bir basın, kendisi gibi düşük seviyeli bir toplumun oluşmasına neden olur. Ülkenin geleceği, bu değerlere sahip çıkacak genç gazetecilere ait olacaktır."
Acaba hiç düşündük mü biz bu iki paragrafın hangisindeyiz diye !!!!
22 Nisan 2007 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
medya çoktan doğruluktan uzaklaşmıştı...söz konusu cumhuriyete sahip çıkmak!Onlar daha da uzaklaştılar!!medya kimin önünde eğiliyor?kime el pençe divan duruyor?Merak ettiğim şu:Gerçek yüzlerini mi gördük,yoksa birilerine böyle görünmek zorunda kaldıkları için mi??Aslında bunun pek de bi önemi yok!Bilinçsizce izlediği yolu cumhuriyetine tercih eden medyadan bu ülkeye fayda gelmez...
Yorum Gönder