28 Nisan 2007 Cumartesi

Al Gül'üm ver Gül'üm, Emin Cölasan, 25.04.07

SAYIN büyüklerim, sevgili küçüklerim, abilerim ablalarım, aziz hemşerilerim, değerli vatandaşlarım!..
Hepimizin gözü aydın... Hasretle beklediğimiz piyango çekilişi dün yapıldı ve Beyefendi'nin iki dudağı arasından çıkan isim Abdullah Gül oldu!
Kumpanyamız sizler için çok hoş bir ortaoyunu hazırlamıştı. Oyunumuzu adım adım yürüttük, mutlu sona dün ulaştık. Bunu "taktik ve stratejimiz" gereği olarak yaptık.
Bu figüranı bol oyunu izlemek için sizlerden bir kuruş para istemedik. Hoşça vakit geçirmiş olmanızı diliyoruz!
Cumhurbaşkanı adayımızı, kimin aday olup olmayacağını Bush ve Merkel biliyordu da, siz niçin bilmeyecektiniz!
Bilmek sizin de hakkınızdı. O yüzden bir gün öncesinden açıkladık.
* * *
Sayın büyüklerim, sevgili küçüklerim, abilerim ablalarım, aziz hemşerilerim, değerli vatandaşlarım!..
Sergilediğimiz oyunda biri başrolde olmak üzere çeşitli oyuncular vardı.

Başrol oyuncumuz ne yazık ki kalıbının adamı çıkmadı.
O korktu.
Çankaya oyununda başına neler geleceğini önceden kestirdi ve rolünü başkasına devretti.
Son Almanya gezisinde "lider öldü desinler" diyerek Çankaya niyetini göstermişti. Ama 14 Nisan mitingi son noktayı koydu.
Bir baktı ki, Çankaya'ya kendisi çıktığı takdirde vaziyet kötüye gidecek, piyasalar çökecek, askerler tavır koyacak, toplum gerildikçe gerilecek ve iş bir yerde ister istemez patlayacak.
Bu durumda yüreği yetmedi.
Deniz Baykal hep "Sen oraya çıkamazsın, çıksan da duramazsın" diyordu.
Deniz Baykal haklı çıktı.
* * *
Sayın büyüklerim, sevgili küçüklerim, abilerim ablalarım, aziz hemşerilerim, değerli vatandaşlarım! ..
Meclis stadyumuna getirilen bindirilmiş kıtaların tezahüratı ve sloganları arasında dün adayımız, başrol oyuncumuzun iki dudağı arasından çıkıverdi.
Onun fotokopisi!
Hiç kuşkunuz olmasın, kendisi "Cumhuriyet'in temel değerlerini sözde değil, özde benimsemiş" olan biridir!
Atatürkçülük, laiklik gibi kavramlar onun genlerine işlemiştir!
Başrol oyuncumuz -eğer çıksaydı- Çankaya'ya, Atatürk'ün makamına ne kadar yakışacak idiyse, Abdullah Gül ve eşi de en az onun kadar yakışacaktır!
Meclis'ten Sorumlu AKP'li Devlet Bakanı Bülent Arınç, birebir görüşmelerinde bu ikisine boşuna bastırmadı: "Çankaya'ya eşinin başı açık birini çıkarmaya yeltenip bunlara ödün verirseniz, ben onun karşısında adaylığımı koyarım ve kazanırım. Haberiniz olsun!"
Boşuna "Dindar cumhurbaşkanı olacak" demedi.
Biz "dinsizleri!" önceden uyardı.
Efendim, Abdullah Bey bir süre önce eşine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde türban davası açtırmıştı. Sonra başbakan olunca davayı geri çekmek zorunda kalmışlardı. Türk devletinden 100 bin Euro tazminat istiyorlardı. Olur böyle vakalar!
Sonuçta türbanı Atatürk'ün makamına çıkarmayı başarmak (!) üzereler.
* * *
Sayın büyüklerim, sevgili küçüklerim, abilerim ablalarım, aziz hemşerilerim, değerli vatandaşlarım!..
Bu süreci son güne kadar gizli tutanlara lütfen kızmayınız. AKP kendi cumhurbaşkanını elbette kapalı devre seçecekti. Dün açıklanan aday Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma olabilirdi. İsim misim hiç önemli değildi.
Kimin ismi söylenirse gidip ona oy verecekler.
Otomatik oylama! Oy makinesi! Kaldır elini, indir elini. Milletin iradesi, oylaması bu!!!
Neyse, bu arada kumpanyamızın bir özür borcunu da burada yerine getirmek zorundayım. Dünkü isim açıklamasına kadar gerek Meclis içinden ve gerekse Meclis dışından pek çok kişi Çankaya rüyaları ile yattı kalktı. "Komşuda pişer, cumhurbaşkanlığı bana bile düşer" hülyası nice hanımefendi ve beyefendilerin beyin kıvrımlarına aylardan beri yerleşmişti.
Başrol oyuncusunun en yakın çevresinden birinci halkalar, ikinci kaynaklar vesaireler, pek çok gazeteciyi ve medya kuruluşunu da kendi beklenti ve çıkarları doğrultusunda işletti. Aday isimleri havada uçuşuyor, birileri havaya giriyordu.
Aday olmaktan korkanlar... Yüreği yetmeyenler... Adaylık bekleyip dün hayal kırıklığına uğrayanlar... Dört dörtlük adayına dün kavuşan (!) Türk milleti...
Verdiğimiz rahatsızlık ve oynattığımız güldürü nedeniyle hepinizden, kumpanyamız adına özür dileriz.

Kısa kısa...

Evet tüm Türk milletine , adayımız canımız , ciğerimiz abdullah gül hayırlı uğurlu olsun!!!!

Adayım abdullah gül kardeşimdir .


Sen kimsin!

(Kusura bakma senin dilinden konuşuyorum) Bkz. recebin dili(sayfanın altına bakın)

Bundan önceki yazımda değinmiştim "Bana kalırsa r.t.e nın oraya çıkıp çıkmaması hiçbir şeyi değiştirmeyecek çünkü onun silah arkadaşlarından biri mutlaka o koltuğa oturacak" ve öyle de oldu onun aynadaki yansıması Çankaya yolunda , şimdi de.

Bugün Burhani'ye de 14 Nisan mitinginin sadece r.t.e ye değil onun zihniyetindeki herkese karşı yapıldığı hatırlatıldı. Kanalturk neredeyse tek yayın organıydı ama olsun en azından televizyonda gösterilme şansını yakaladı bu miting.

Yarın da bazılarına göre yine BİR AVUÇ insan toplanacak. Çağlayan'da atacak bu kez laikliğin kalbi ama eminim onlar yine görmezden gelecek bu insanları yine tepkisiz kalacaklar ve yine askerden gelen ufacık bir kağıt parçasıyla "Demokrasi elden gidiyor yetiş avrupa " diyecekler.

22 Nisan 2007 Pazar

23 Nisan , Cumhurbaşkanlığı, Medyanın tutumu ...

Evet sizinde bildiğiniz gibi yarın 23 Nisan kimi kesime sadece çocuk bayramı gibi görünse de aslında çocuk bayramı sadece o günün anısına çocuklara verilen bir armağan ( dünyanın hiç bir yerinde böyle bir bayram olmadığını da belirtmek isterim ) ama asıl önemi ilk parlamentonun kurulmasıdır. 23 Nisan 1920 günü parlamentoda yapılan ilk konuşmayı aktarmak istiyorum ( Parlamentonun en yaşlısı olan Sinop milletvekili Şerif Bey başkanlık kürsüsüne çıkar ve) :

"Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum. "

Tabi salonda büyük bir alkış kopar ama bu alkış tam bir bütünlüğün temsilcisi midir? Tabi ki hayır, padişah yanlısı vekiller yokmudur ? Olmaz mı efendim aradan yaklaşık 85 yıl geçti hala var!... Ama nedense o gün bu insanlar içlerinden konuşmayı tercih etmişlerdi. Ama ileride emin olun içlerinde kalan her şeyi kusmaya başlayacaklardı ve başladılar..

Türkiye akıl almaz bir biçimde bazı karanlık ellere ( AB sinden tut ABD sine )kendini teslim ederek yoluna güvenlir bir biçimde devam ettiğini sanıyor ama bana kalırsa büyük bir yanılgı içerisinde .
Devletimiz sağolsun(!) her türlü kademeye büyük küçük demeden kendi zihiyetini oturtuyor kendi zihniyetinden olmayanı afaroz ediyor. Gerçi şu anda devletimizi küçültme adı altında o kadar çok yerimiz satıldı ki pek de fazla kademeye hükmetmiş sayılmazlar!...( Örn ; Türk Telekom, kar eden şirketlerimizden biriyken nedense ciklet parası diye tabir edilebilecek bir meblaya peşkeş çekildi. )

Sonunda işler öyle ilerledi ki oturulmadık ele geçirilmedik
bir tek koltuk kaldı , evet Çankaya ... Bana kalırsa r.t.e nın oraya çıkıp çıkmaması hiçbir şeyi değiştirmeyecek çünkü onun silah arkadaşlarından biri mutlaka o koltuğa oturacak.Sonuç olarak bizim medyamız yine aslanın yanında olacak , yine milyonları binlere çevirip orta sayfalarında eritmeye çalışacak.Ama unutmayalım ki bir gün devran döner, feleğin tekerine çomak sokulur....


Bugün gazetede okuduğum bir yazı çok hoşuma gitti Güngör Uras'ın kaleme aldığı yazıda
Pulitzer'in bir kaç cümlesine yer verilmiş:
"Bir ülke basını ile birlikte yükselir veya batar. İyi basın, iyi ülke demektir. Başarılı basın, 'doğruyu' anlayacak yetenek ve zekâya 'doğruyu' yazacak güce sahip olan basındır. Böyle basın toplumsal değerleri ve fazileti koruyabilir.
Toplumsal değerlere önem vermeyen hükümetler ve yöneticiler sahteci, ahlaksız, soyguncu bir ortamın yaygınlaşmasına neden olur. Maddi değerler ve güç karşısında eğilen, demagojiye kapı açan bir basın, kendisi gibi düşük seviyeli bir toplumun oluşmasına neden olur. Ülkenin geleceği, bu değerlere sahip çıkacak genç gazetecilere ait olacaktır."
Acaba hiç düşündük mü biz bu iki paragrafın hangisindeyiz diye !!!!



19 Nisan 2007 Perşembe

alıştık artık ! .....

Bugünkü hükümetimiz başa geldiğinden beri her yerde böyle manzaralar görmeye alıştık hatırlarsanız Ankara Palas'ta bir defilede gördüğümüz o manzara insanın tüylerini ürpertirken kaygılarının doruk noktasına ulaşmasını sağlıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında çağdaş Türk kadınına evsahipliği yapan o mekan şimdilerdeyse kadın erkek ayrımının yapıldığı ( haremlik selamlık düzeni ) tesettür defilelerine (!) ev sahipliği yapmakta. İşte bügün okuduğum bir yazı daha durumun ne kadar vahim olduğunun kanıtı .....

TIKLA









18 Nisan 2007 Çarşamba

Mustafa Kemal Atatürk

günümüzün en popüler konusu ...

Yaklaşık 5 aydır bu konu üzerinde sürekli konuşuluyor ama hala bir çözüm üretebilmiş değiliz , ülkenin kaderi rüzgarda sallanan bir çöp parçası gibi ordan oraya gidiyor ama malesef rüzgarın da başı boş değil ... Evet , Cumhurbaşkanı Makamı'ndan ve onu ele geçirmek isteyen yoz düşünceli insanlardan bahsedeceğim , ki bu insanlar zamanında Türkiye Cumhuriyeti'ni hiçe sayan ; Cumhuriyetin getirdiklerini değil de götürdüklerini destekleyen ; hacıların , hocaların , şıhların ,şeyhlerin dizinin dibinden ayrılmayan , demokrasiyi amaç değil de (!) araç olarak gören insanlardır! Ayrıca bu insanlar senin , benim gibi yan gelip yatmaz , gayet azimlidirler , yapacakları herşey önceden planlanmıştır . Nerden mi biliyorum bundan yaklaşık 10 sene önce aynı insanlar Cumhurbaşkanı imamhatip mezunu olacak ( recep tayyip erdoğanın 5 subat 1996 tarihli akit gazetesindeki demecinde söylediği "cumhurbaskani'nin imam hatipli olacağı günler yakindir" cümlesinden anlaşılacağı gibi ) derken kimse işin bu boyutlara geleceğini düşünmemiştir en ileri görüşlümüz bile...